Bazen düşünmeye vakti olmuyor insanın. Bazen mi? diye soruyor yine… Hiç bazen olur mu, aslında çoğu zaman. Düşünüyorum dediğimiz ve kendimizi gerçekten anlamlandırarak ifade ettiğimiz, konuşurken kulağımızın o sözü ilk kez duyduğu ve şaşırdığı anlar var ya, işte onlar aynı bir kuyruklu yıldız misali. Kayıp, geçiyor… Zihinler kalabalık. Zihinlerimiz televizyonlarda görmeye alışık olduğumuz haberler gibi, işgal edilmiş. Kah Gezi olmuş, kah Ukrayna, kah Irak… Peki o işgallere karşı duran ses çıkaran, dik duran, direnen Zihnim… Neden kendini onlardan uzak tutmuyor, savunmuyor, etkisine girmeden kalamıyorsun! Yoksa, etkiye giren ben miyim?

En son, sayfamın bir köşesinde dursun diye bir alıntı yazı paylaştım, çok önem verdiğim konulardan biri olan “dinlemek” ile ilgili. Uzun zamandır yazı yazmadığımı farkettiğimde, dönüp son yazının tarihine baktım. 16 Aralık günü paylaşmışım son yazımı, “sivilleşemeyen toplum” başlığı ile. Tarih o meşhur, 17 Aralık’ın bir gün öncesi. Aradan neredeyse 5 ay geçmiş ve özene bezene hazırladığım bloguma bir şey yazmak gelmemiş içimden. Taa ki bugüne kadar. O günlere geri dönmeye gerek yok, evrenin paralel mi dikey mi büyüdüğünü konuştuğumuz günler, tıpki ekonomi gibi. İnsanların kime inanacağını bilemediği, rahatsız olduğu ancak rahatsızlığını dile getiremediği günler.

Evde, sokakta, işte, sosyal yaşamda her yerde kimin haklı kimin haksız olduğunu derinlemesine tartıştığımız günler, halbuki bildiğimiz pek te bir şey olmadan. En yakın arkadaşlarımız ile siyaset arenasında boy ölçüştürmeye başladığımız, ve ona kıl olmaya başladığımız günler. Fenerbahçe-Galatasaray taraftarlarını gölgede bırakacak şekilde taraf olduğumuz, işte o günler. Çok konuştuk, çok yorulduk, bir o kadar da emek ve zamanımızı israf ettik durduk. Eee peki elimize ne geçti? Yeterince sivilleştik mi peki?

Sonrasında, tam normale döndü dönecek derken 30 Mart yerel seçimleri. Taraftarlığımız hiç bitmedi, bitecek gibi de değil. O olayların etkisi, yerel seçim stratejilerini bile değiştirdi. Yereldeki adayları tanımadan, gidip liderlere oy verdi vatandaş, yine neyin olduğunu bilmeden. Ayrılan anne-baba arasında kalan çocuklar gibiydik hepimiz. Kah velayeti alınmak, kah verilmek istenen…

Seçimler de bitti, sonuçları aldık. Kulüp başkanlarının sonuçlar karşısında zaten önceden hazırlıklı olduğunu gördük. Aslında herkesin bildiği sonuçlar alınmıştı ve herkes halinden memnundu. Taraftarlar hariç… Bilmiyorduk ki garibim, hangi etki mekanizmaları ve manipülasyon yöntemleri ile zihninin her fırsatta işgal edilmeye çalışıldığını. İşgal dediğimiği, siyasi anlamayın. Sevgilinizi ya da eşinizi yerine koyun. İkisi de olmayanlar birini bulsun artık…

Elaleme gelen düğün bayram… Hayatlarımızda ne değişti? Sosyal statümüz değişmedi, işimizde büyük atılımlarda yapamadık, maaşlarımızda düzelme yok, ailemizde her şey yerinde, euro oldu üç lira, en pahalı pasaport hali bizimkisi, basın özgürlüğünde hala sonlardayız, sivil toplum hala gelmeye devam ediyor ki sivil anayasa da yapılamadı, Avrupa’ya vizelerde kalkmadı, ya da toplu taşıma ucuzlamadı hatta elektriğe zam bile geldi, enflasyon %10’u geçti, gökdelenler kentlerde yükselmeye ve biz labirentlerde yaşamaya da devam ediyoruz… Ne değişti? işte kendime sorduğum soru…

Dünyanın bir düzeni var. Ben o düzenin karınca kararınca bir parçasıyım. Farkettiğim kadarıyla farketmeye, ürettiğim kadarıyla insanlığa sunuyorum… Elden başka bir şey gelmeyeceğine göre, zihnimde kendime bir köşe arıyorum. Bazen sığınacak, bazen yaşayacak, bazen sevecek, bazen sevilecek, bazen yerinde durmayacak, bazen de biraz dinlenebilecek. Öyle bir köşe istiyorum ki, benim olsun yalnızca ben olayım. Zihnimle bedenim o an da buluşsun, bir olsun. Başkasının olmadığı, başkasına ait şeylerin olmadığı, başka kelimesinin dahi olmadığı zihnimin köşe kapmacasındayım…

Zihnimin Köşe Kapmacası
Ne dersin?Share on Facebook0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someone

yorum