1960 ve 1980’de gerçekleşen askeri darbelerin ardından Türkiye özellikle son 10 yılda sivilleşme noktasında önemli bir dönüşümü yaşamaktadır. Bunun etkisi siyasi akımları, partileri ve diğer dış faktörleri burada uzun uzadıya yazacak değilim, ki zaten uzmanı olduğum bir konu da değil. Daha çok üzerinde durmak istediğim konu, bu sivilleşme sürecindeki Sivil Toplum Kuruluşları (STK)’nın durumu ve rolü.

Vakıf Kültürü’nün Osmanlı coğrafyasında doğduğu yerde yaşayan biri olarak söyleyebilirim ki sivil toplum kuruluşlarının bugünkü halini gördüğümde üzülüyorum. Ya biz vakıf kültürünü anlayamadık ya da günümüz çağında vakıf kültürü o kadar gelişti ki şu an ki sivil toplum dediğimiz şey haline geldi. O kadar gelişmediği çok açık! Eğer o kadar gelişmiş olsaydı, doğduğu topraklarda, alimleri, ilim adamları, eğitimi, sosyal kültürü, bilimi, felsefesi ile şu an farklı hayatlar yaşıyor olurduk. Bursa’da olanlar bilir, zamanın vakfiyelerinin bizlere ders ve ibret alalım diye bırakmış olduğu külliyeleri. Günün bizi getirdiği yerde sivil toplum literatürünü, bilgisini, felsefesi ve tecrübesini yurtdışından ithal ediyoruz. Neyse ki bu bilgi alışverişine zaman ve emekten başka bedel ödemiyor, ülkemizin cari açığının büyümesine daha fazla tuz biber olmuyoruz. Beyin bedava…

Ancak tüm bu bilgi transferine rağmen, hala evrimini tamamlayamamış bir sivil toplum yapımız var. Biraz demokratikleşen biraz da sivilleşen ülkemizdeki askeri darbenin yıkılışının sivil bir darbe ile gerçekleşmiş olması ve bu dönüşüm sürecinde oluşmuş olan sivil oligarşi nedeniyle, sivil toplum kuruluşları olması gereken yerinde değil. Sivil Toplum Kuruluşu yani STK kelimesinin, bilgisini de transfer ettiği İngilizce dilindeki karşılığı “Non-Govermental Organization”dır. Yani devlet dışı örgüt. “Organization” kelimesi en çok organizasyon ile karıştırılır ki, doğru tercümesi örgüt, örgütlenmeye karşılık gelir. Bir kurumun sivil toplum kuruluş adına haiz olabilmesi için devlet dışı örgütlenmeye sahip olması gerekir. Yalnızca kağıt üzerinde bunun böyle olması değil aynı zamanda, bu örgütlerin devletin kendi idari yapısı ve siyasi kanadıyla hiçbir şekilde organik bağa sahip olmaması gerekir. İşte Türkiye’deki sivil toplumun kırılma noktası.

Sivil toplum kuruluşu, örgüt, teşkilat, dernek, vakıf, kooperatif, loca, birlik… Ve bunun gibi bir sürü kelime daha kavram kargaşasının içerisinde olduğumuz. Bu kelimelerin içerisinde diğer hepsinden ayrılan bir tek kelime olabilir, o da “sivil toplum kuruluşu” ya da “sivil toplum örgütü” olabilir. Sivil toplum kuruluşu, tematik ya da genel bir konuda tüm insanların ya da insanlığın faydasına çalışmayı kendine amaç edinmiş insanların bir araya gelmesiyle oluşur. Sizin toplum, camileri yaparken kiliseleri yıkmaz, A şehirlileri desteklerken B şehirlileri yermez, A Mühendisliğine ayrıcalıklar sağlarken B Mühendisliğinin haklarını elinden almaz, A görüşlü partilere yakın olurken B görüşlü partilere karşı durmaz… Kısacası sivil toplumun tek bir tarafı yoktur, sivil toplum çok taraflıdır. Ve tek tarafı olduğu insandır, insanlıktır, insanların ortak faydasıdır.

Tüm dernekleri sivil toplumdan sayıyoruz ya, ülkemizdeki ve Bursa’daki derneklerin sayısına zaman zaman T.C. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı sitesinden bakarım. Baktıkça da şaşırırım. Düşünür ve şu soruyu sorarım kendime “Eğer ülkemizde gerçekten bu kadar çok sivil toplum kuruluşu olsaydı, televizyonlarda bu haberleri hala dinliyor olur muyduk?” diye. Rakamlara bakınız… Ülkemizdeki “faal” dernek sayısı 98.449, fesih dernek sayısı 148.693, toplamda 247.172 adet. Bursa’daki rakamlar ise 3.965 faal dernek, 4.274 fesih dernek, toplamda 8.339 adet.

Hadi sayalım o halde, Bursa’da bu kadar dernekten kaç tanesinin adını biliyoruz! Ya da şöyle kaba bir hesap yapalım. 2,5 milyon olduğunu varsayarsak Bursa’nın, dernek başına düşen kişi sayısı 677. Yani herkesin katılım gösterdiği Bursa’da bir derneğin ortalama 677 üyesi olması gerekiyor. Yani 677 kişiye 1 STK düşüyor. TÜSEV’in düzenlemiş olduğu Uluslararası Sivil Toplum Endeksi Projesi Türkiye Ülke Raporu II‘ye göre ülkemizde 780 kişiye 1 STK düşüyor. Yani Bursa katılımda biraz daha iyi durumda. Kötünün iyisiyiz, sevinebiliriz…

Ülkemizde sivil topluma katılım oranı yaklaşık %12’lerde geziyor. 18-25 bazı araştırmalarda 18-30 yaş arasında gençlerin katılımı oranı ise yalnızca %5-6 kadar. Bu durumda 78 milyonluk bir ülkede yaklaşık 9,5 milyon kişi görece sivil topluma katılım gösteriyor. Ancak ülkemizdeki yaklaşık 100 bin dernek, 7 bin vakıfa bağış yapanların oranı %17 civarında. Toplumsal kültürümüzün ilginç noktalarından biri de, çok hayırseveriz ancak katılım göstermiyoruz. Etliye sütlüye karışmayalım, aman ağzımızın tadı bozulmasın sendromu…

Amerika Birleşik Devletleri’nde gönüllü çalışmalara katılanların oranı %27 imiş. 380 milyonluk bir ülkede yaklaşık 100 milyon kişinin sivil topluma katıldığını, gönüllülük yaptığını gösterir bu. Keza Norveç’in nüfusu yaklaşık 5 milyon, ancak faal ve münferi STK üye sayısı 17,5 milyon. Yani Norveç’te 1 kişi ortalama olarak, 3’ten fazla STK’nın üyesi. Eee ne demişler, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

Bir sonraki yazı: “Bursa’daki 3 bin 965 dernek nerede ve ne iş yapar?”

Sivilleşemeyen Toplum
Ne dersin?Share on Facebook0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someone

yorum