Hiçbir başarının yalnız olmayacağını biliyoruz peki birlikte çalışmanın öneminin yeterince farkında mıyız? Ortak çalışma konusunda neler düşünüyoruz? Bunu gerçekten istiyor muyuz?

Son dönemdeki yaşadığım deneyimler ve gözlemlerim doğrultusunda bunun gerçekten pek de öyle olmadığını düşünüyorum. Özellikle ülkemizdeki yaşam kültürü, insan alışkanlıkları, gelir durumu, entelektüel seviye ve iş yapma şekli hususundaki etik ve ahlaki değerlerimizi göz önünde bulundurduğumuzda, ortak iş yapmanın çoğu zaman zor olduğunu düşünenlerdenim. Bu düşüncenin üzerine biraz daha daha kafa yormak ve bu düşüncenin kaynağına ulaşmak istedim ve sordum “ortak çalışmak, ortak çalışmalar yapmak neden bu kadar zor? ve bunun nedenleri neler olabilir?”. Bu düşünceyi bir kaynağa dayandırmanın, özellikle günlük yaşantılarımızdan yola çıkarak yol gösterici olacağını düşündüm. Bunun üzerine OECD’nin yapmış olduğu bazı araştırma istatistiklerine ulaştım. Bu verileri adım adım inceleyerek, aşağıdaki gibi çeşitli bağlantılar kurabilir, yorumlayabilir ve bir takım sonuçlara varabiliriz…

self-employment

Kendi işini yapma oranı (self-employment rate) ülkemizde %35,9 gibi diğer ülkelere göre yüksek bir oran. Kendi işini yapanların alındığı veriler ise işyeri sahipleri, aile şirketinde olan hissedarlar ve şirket ortakları gibi aylık kazançları belirli olmayan kişilerden alınmaktadır. Kolombiya’da bu oranın %50 gibi çok yüksek bir oranda. Yani Kolombiya’da herkes patron diyebiliriz. Avrupa Birliği üyesi olup, işsizlik ve ekonomik sorunlarla mücadele eden Yunanistan ve İtalya gibi ülkeler ile Brezilya, Meksika ve Şili gibi Güney Amerika ülkelerindeki patron sayıları bizdekine yakın bir oranda. Gelir seviyesi ve gelişmişlik düzeyi yüksek olan Lüksemburg (%6), Birleşik Devletler (%6,6), Norveç (%7), Kanada (%8,8) ve Danimarka gibi ülkelerde ise kendini işini yapanların sayısı %6-11 aralığında değişiyor. Bir kez daha görüyoruz ki patron olmayı çok seviyoruz, ancak gelişmiş ülkelerde patronların sayısı çok değil.

entreprizes bus size

OECD normlarına göre küçük ve orta ölçekli şirketler kategorisinde adlandırılmak için 250’den daha az sayıda çalışanın olması gerekmektedir. Bu tabloda ülkemizdeki girişimlerin istihdam oranları verilmektedir ve küçük ve orta ölçekli işletmeleri içermektedir. Ülkemizdeki 50-249 kişi arasındaki işletmelerdeki çalışanların sayısı 884.623; 0-9 kişilik işletmelerdeki çalışanların sayısı 711.311; 20-49 kişilik işletmelerdeki çalışanların sayısı 550.671 olarak verilmiş; 10-19 kişilik işletmelerdeki istihdam rakamı tabloda yer almamıştır. Bu tabloya bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, refah seviyesi yüksek ve ekonomisi güçlü olan ülkelerde bünyesinde istihdam edilen kişi sayısı firmalarda 50-249 aralığından 0-9 aralığına kademeli ve düzenli bir şekilde geçiş yapmaktadır. Ülkemizde ise kendi işini yapma oranının %35 gibi yüksek rakamlarda olmasından dolayı, 50-249 arasındaki istihdam yaratan kuruluşların hemen ardından 0-9 istihdam yaratan kuruluşlar gelmektedir.

self emp with emp

Bu tablo ise kendi işini kuran kadın ve erkeklerden başkasına da iş vermelerinin oranını göstermektedir. Tüm ülkelerde kendi işini kuran erkeklerin sayısının kadınlardan yüksek olduğu aşikar. Buna göre dünyamızda daha uzun yıllar boyunca kadınların iş yaşamında daha yüksek konumlara, eşit hak ve şans ile gelebilmeleri konusundaki tartışma sürecek görünüyor. Rakamlara gelecek olursak, ülkemizde kendi işini kuran erkeklerin yalnızca %5,8’i, kadınların ise yalnızca %1,2’si başka çalışanları istihdam yaratabilmekte. OECD ortalamasının erkeklerde %5,6, kadınlarda ise %2,1 olduğunu söylemekte yarar var. Her ne kadar OECD ortalamasında erkeklerde bir tık yukarıda, kadınlarda ise bir tık aşağıda olsak da, kendi işini kuran kişilerin istihdam yaratmaları konusunda düşük bir seviyedeyiz. Gelişmiş ülkelerde kendi işini kuran kişi sayıları az olan ülkelerdeki istihdam oranlarının Türkiye’den daha az olması, bu noktada değerlendirme yaparken yanıltabilir. Bu nedenle ülkelerin kendi işini yapan – yani patron – sayılarını dikkate almakta yarar var. Çalışanlarının %35’i patron olan Türkiye, bu patronların ortalama %3,5 istihdam yarattığı bir ülke.

self emp wout emp

Burada da kendini işini kuran kadın ve erkeklerin başka bir çalışanı istihdam etmeme oranları verilmiş durumda. Burada kendi işini sahip erkeklerin %19,2’sinin, kendi işine sahip kadınların ise %8,8’inin bir başka kişiyi istihdam etmediğini görüyoruz.

Kendi işine sahip kişilerin bir başka çalışan istihdam etme/etmeme durumunda ortaklık yapısına sahip kuruluşlar değerlendirmeye alınmamıştır.

start a business

Bu tabloda ise kadın ve erkeklerin iş kurma süreçleri ile ilgili olarak, gerekli bilgi ve sermayeye ulaşabilme verileri gösterilmektedir. Buna göre ülkemizdeki potansiyel girişimci – diğer deyişle kendi işinin sahibi, patron – kadınların %12,2’si sermayeye ulaşabildiğini; %17,7’si de gerekli bilgiye ulaşabildiğini belirtmiş. Erkeklerin ise %21,2’si gerekli sermayeye ulaşabildiğini; %34,7’si gerekli bilgiye ulaşabildiğini söylemiş. Ülkemizdeki bu rakamların diğer gelişmiş ülkelere nazaran çok çok aşağılarda olduğunu söyleyebiliriz. Ve yine bazı ülkelerde kadınların bilgi ve sermaye erişimlerinin erkeklerden çok daha iyi olduğunu görebilmekteyiz.

Yukarıda paylaştığımız kendi işinin sahibi olma ve istihdam rakamlarını burada verilen rakamlarla düşününce, ülkemizdeki girişimcilik ekosisteminin – bilgisi, desteği, sermayesiyle ve kültürüyle – ne kadar geride olduğunu görebilmekteyiz. Bu nedenledir ki bilinçli yapılmayan girişimcilik deneyimleri, doğru ve sürekli ivme kazanan bir şekilde büyümekten genellikle uzak olmaktadır.

Son olarak alışkanlıklarımıza ve çalışma sürelerimize bakalım.

çalışma yaş ortalaması

Erken emeklilik furyasını pek yaşamadık hatta yeni yasal düzenlemelerle 65 yaştan önce emekli olamayacağımızı da çok iyi biliyoruz. Ancak 1970’lerde durum şu an ki tablodan çok daha farklıydı. Türkiye’deki erken emeklilik yaşı bütün dünyanın çok çok altında bir yaş ortalaması ile 53,89 idi. Zamanla bu yaş ortalaması yükselmiş olsa da, şu an 40’lı yaşlarda olup da ailesinde ya da çevresinde emekli olmayan kişinin olmaması pek nadir bir durumdur. Bu açığı kapatmak için yapılan yasal düzenlemeler ile emeklilik yaşı ortalaması 67’li yaşların üstüne çıkmış durumda. Geçmiş kültür olarak biz erken emekli olmayı biraz seven bir toplumsal yapının içine doğmuş durumdayız.

labour force participation

Toplumun çalışma durumu ve yaşları içerisindeki olan tüm kesimi (15-64 yaş) içerisine alınarak derlenen istatistiklere göre ise, iş gücüne katılım düzeyi diğer tüm ülkelerden düşük olan bir ülkede yaşıyoruz. Bugün en fazla genç işsizlik oranına sahip olan İspanya (%72-74) eğer bugün iflas etmiyorsa, bunu %75’e yaklaşan iş gücüne katılım rakamlarına borçludur. Ancak erken emekliliğin ve çeşitli devlet ve aile güvenceleri sebebiyle – bir de kadınların iş gücüne katılım azlığı eklenince – iş gücüne katılım oranında %55’lik bir orana sahibiz. Bu şu demek oluyor, 100 kişiden 55 kişi çalışıyor bir şekilde üretim sağlarken, 10 kişi farkla 45 kişide bunu tüketiyor. OECD ortalamasının %71.1; G7 ülkeleri ortalamasının %73,5 olduğunu özellikle vurgulamalıyız. Özellikle iş gücüne katılım oranlarının çok yüksek olduğu ülkelerin İzlanda, İsviçre, İsveç, Hollanda, Norveç, Danimarka, Kanada, Yeni Zelanda, vb. olduğunu görünce, hepimiz aynı şeyleri düşünüyor olmalıyız.

unemployment

Ve son olarak işsizlik rakamları. Türkiye’deki işsizlik rakamları son yıllarda %0,… şeklinde düşer ve %10 bandının azıcık üstünde devam ederken; askerler ve öğrencilerin işsiz sayılmadığını çok iyi biliyoruz. Özellikle patronların sayısının çokluğu, kendi işinin sahibi olanların yarattığı istihdamın azlığı, iş gücü katılımının azlığı, bir işe başlama noktasındaki bilgi ve sermaye yetersizliği; işsizlik verileri ile de yakından ilgilidir. Bir taraftan istihdam edememe, büyüyememe, çalışmama sorunu yaşarken diğer taraftan da işsizlik sorunu yaşamaktayız.

Burada kişi başı milli hasıla rakamlarını, orta gelir tuzağına düştüğümüz verileri, şirketlerin cirolarını, ülkemizdeki girişimcilerin toplam oranını, devlet desteklerini, vb. konulara yer vermedim. Bu yazıya başlama ve bu konuyu ele almamızın nedeni, ortaklıklar ve ortak iş kültürü oluşturma konusundaki samimiyetimiz ve gerçeklerimizi görmeyi sağlamaktır. Gördüğünüz gibi, rakamlar dosttur ve bize acı söyler.

Ortak iş yapma konusundaki hedeflerimiz toplum olarak idealist olmaktan çok uzak. “Azıcık aşım, ağrısız başım” söylemleri ile ne inovasyon yapmamız ne de büyümemiz çok kolay. Ortak çalışma kültürü oluşturma konusunda, hedeflerin en başta ciddi olarak belirlenmesi ve tam bir adanmışlık şarttır. Özellikle kültür kodlarımıza baktığımızda bunu yapmak zor ama kendi işini yapma girişimine başlayarak zoru başarmaya karşı direnç oluşturmak daha fazla yorucudur. Nitekim girişkenliğin günlük hayatımızda girişimcilikten daha önemli olduğu hayatlar yaşıyoruz. Ancak ülkemiz ve bu ülkede yaşayan insanlar bununla gelecekte bir iddia sahibiz olamaz. Girişimcilerin, ortak çalışanların, daha planlı ve programlı olarak geleceği doğru yürümesi kaçınılmazdır.

“Ortak Çalışma Kültürüne Sahip Miyiz?” kesinlikle değiliz. Bütün zorluklarımız bu kültür kodlarını fark edip değiştiremediğimizden kaynaklanmaktadır. Ne zaman bu kültür kodlarını fark edip, alışkanlık ve davranışlarımızı değiştiririz, işte o zaman herkes ortak çalışamaya başlar, birlikte üretmeye başlar, büyümeye başlar, istihdam yaratmaya başlar ve gelişir…

Ortak Çalışabilme Kültürüne Sahip Miyiz?
Ne dersin?Share on Facebook12Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someone

yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir