Üzerinde uzun zamandır düşündüğüm bir konuyu yazmak istedim bugün! Neden bugün, onu en son söyleyeceğim..

Ülkemizdeki genel duruma baktığınızda herkes şikayetçi, özellikle de gençler. Özellikle de çevresi geniş olmayan, mülayim, konuşmaktan çok iş yapmaya odaklı, doğuştan şanslı olmayan siyasi dostları olmayan gençler.. Peki bu gençler, neden şikayetçi? Neden bu gençler 21.yüzyılda her yerde internet, ellerinde akıllı telefonlar olmasına rağmen mutsuz, daha da önemlisi gelecekten ümitsiz.. Ya da ümitsiz bırakılıyor..

Sadece ülkemiz değil tüm dünya büyük bir ekonomik buhran var. Bu ekonomik buhranın sebebi çok açıkça, istatistiklerle de belli.. Dünyadaki yaklaşık %5’lik kesim, tüm dünyadaki gelirim %85-90’ına sahip. Aynı şekilde dünya’da üretilen gıda ürünlerinin 3’te 1’inin her gün çöpe atıldığını, yine o dünya’da yaşayan insan nüfusunun 3’te 1’inin açlık sınırında yaşadığını da biliyoruz. Nedeni tamamen yönetim ve organizasyon eksikliği, bazı güç odaklarının adında da olduğu gibi güç odağı olma isteği ve arzusu.

Yönetim ve organizasyon olayından ele almak istiyorum konuyu. İşsizlik, kalite, kriterler?

Buradan yola çıkarsak bir çok gencin, tehlikeli ve üzücü bir şekilde “bu ülkede torpilin yani dayın yoksa iyi bir yerde iş bulamazsın!” düşüncesini kabullendiğini görüyoruz. Görüyoruz, çünkü var olan siyasi yapı (sağı, solu, doğusu, batısı farketmez ki hiç birinin taraftarı değilim) dejenere olmuş, yozlaşmış tabiri caizse mafyalaşmıştır.

Ben bana bir tane milletvekili çıksın da, milletvekili olma kriterleri adım adım açıklasın. Ama şunu demesin, gençlik kollarında yıllarını vereceksin, sesini çıkarmayacaksın, büyüklerin ne derse onu yapacaksın, keskin konuşmayacaksın, şahsiyet göstermeyeceksin ve sadece liderin yolunda gideceksin.. Bu iş böyle, bilen bilir.. Politika yol anlamına gelirken, Politikacı yol gösteren demek iken; seyis kökünden gelen siyaset ve onu yapan siyasetçiler maalesef politikacıların önüne geçmekte.

Gel gelim bu siyasi yapının insanlara tanıdığı ayrıcalıklara, makamlara, mevkilere, şanlara, şöhretlere… Bal tutan elbet parmağını yalar, aksi düşünülemez ve beklenemez. Ancak.. bu bal kimin balı, balı üreten kim, balı getiren kim, bu balı yapan arılar nerede bunları bir oturup düşünmez isek (ki çoğu zaman düşünmüyoruz da!) Memleket öyle bir hal almış ki maalesef baldan daha önemli bir şey olmaz olmuş. Kemal Atatürk‘ün dediği gibi “Köylü Milletin Efendisidir” sözü tarih olmuş, efendiler köysüz olmuş!

Geçtiğimiz gün Uludağ Üniversitesi’ndeki profesörlerden birisi ile ders arasında sohbet ederken, şu an ki ülke konjonktüründe en çok savunduğu şeyin ÖSS olduğunu söylüyor. Nedeni ise, düşündürücü.. Çünkü kendisi, bu sınav sisteminin tüm tartışmalara rağmen adil olduğunu, sınav soruları verildi, hatalı soru oldu, yanlış hesaplandı tartışmalarına rağmen, bir ÖSS sisteminde doğunun bir köyünde eğitim görmüş kişinin ders çalışarak ülkenin en iyi üniversitelerinde eğitim görebildiğini söylüyor.

Düşünsenize bir bu sınav sisteminin kaldırıldığı, onun yerine sadece ders notları ile gençlerin üniversiteye girdiğini. Düşünün ki, gençlerin her üniversiteye ayrı ayrı başvuru yaparak üniversiteye yerleştiğini. Gerçekten inanıyor musunuz, ülkemizde her üniversitenin kendi başvurusunu alacağını ve gençlerin diploma ve sınav notuna göre farklı üniversitelere yerleştirileceğini. Bir yerleştirme sisteminin olmadığını. İşte tam da bu anda, içiniz ürperiyor, kendinizi, kardeşinizi ve diğer gençleri üniversite kapılarında referans (halk dilinde dayı ya da torpil) ararken anımsıyor musunuz?

Maalesef biz ülke olarak denetime ihtiyaç duyuyoruz. Bir sistem olmasını ve o sistemin tamamen insanlardan bağımsız çalışmasını arzu ediyor ama o sistemi kurmamak ya da delmek için de elimizden geleni yapıyoruz. Maalesef etik değerlerimizi kaybetme durumundayız. Ülkemizde 13,2 milyon SGK’ya kayıtlı kişiden, 6,2 milyonu asgari ücretli görünen etik değerleri, para çuvallarının altında kalmış insanlarız.

Aynı şey maalesef iş alımlarında da geçerli. İş yerlerinin çoğunda Toplam Kalite Yönetimi uygulanmadığı gibi, uygulananlarda da prosedüre uydurma denetlemeler ve değerlendirmeler yapılıyor. Çok biliyorum, görüyorum denetim diye işletme/kuruma gidip da çay-kahve-sohbet ardından kalkıp giden.

İş yerlerinde kişiler hangi kriterlere göre istihdam ediliyor? İşe alınacak kişilerle mülakat yapanlar hangi özelliklere bakıyorlar? Eşi, sevgilisi ya da arkadaşı ile bir önceki gece tartışan, mülakatı yapan kişinin ne kadar sağlıklı karar verdiğini nasıl bilebilir, ölçebiliriz? Bir çok şeyde olduğu gibi, çalışma sistemlerinin çalışmasını insanların sağlamasını ister istihdam yaratmak isterken yaptığımız şey genellikle, insan faktörünü 1 alıp işin en başına risk olarak koymak oluyor.

Daha birkaç yıl önce. Uludağ Üniversitesi Tekstil Mühendisliği‘ne alınmış olan bir araştırma görevlisi, kendisinin yerine puanlarının yüksek olmasına rağmen mülakat puanları ile başka birisinin önüne geçirildiği için üniversiteye dava açtı ve kazandı. Şimdi ise bu kişi akademisyen olarak hayatına devam etmekte. İyi ki diploma notu, KPDS, ÜDS, ALES ve benzeri kriterler var. Ya olmasaydı? Diploma notu da ayrı bir tartışma konusu? (Aldığınız ders notuna itiraz edip dilekçe yazıyorsunuz, sonrasında mimleniyor ve okulunuzu uzatıyorsunuz. Aslında yaptığınız şey sizin yasal olarak güvence altına alınmış hakkınız. Ama savunamıyorsunuz!)

Eminim herkesin buna benzer durumlarla ilgili verebileceği birçok örnek vardır. Kanaatimce, toplumsal etik değerlerimiz oturuncaya kadar özellikle kamudan başlayarak denetim mekanizmalarının oluşturulması. Hatta bu denetim mekanizmalarının da denetlenmesi. Kuruluş yapılarından başlayarak ne iş/ler yaptığı irdelenmeli, iş tanımları oluşturulması, bu işlerden çalışabilecek kişilerin kriterleri belirlenmeli.. Bunu yaptığımızda ben inanıyorum ki şu an ülkemizde yaklaşık %20 olan işsizlik oranı bir anda %2-3’lere inecektir. Nedeni basit, kaynak israfının en bariz göstergesi bir iş yerinde her işi herkesin yapabiliyor olmasıdır. Unutulmamalıdır ki, Avrupa’daki Endüstri Devrimi‘nin temeli iş bölümünün keşfedilmesine dayanmaktadır. Çağımız artık eski kafalı, durumu kurtaran idarecilere değil vizyon sahibi yöneticilere ihtiyaç duymaktadır.

Etik değerler… Eğer bu denetim sistemi gelişir, toplumsa faydası görülürse, en geç 2 nesil sonrasında alışkanlıklar etik değerler haline gelebilir. Nasıl ki, yozlaşma ve siyasi korozyon şu an alışkanlık haline geldi ise. Biz gençlere büyük işler düşüyor.

Bunun için tek söyleyebileceğim şey: Ey sen! Titre ve kendine gel! Aldığın nefesin, büyüklüğünün, özelliğinin farkına var. Var ki, her şeyin hakimi olduğunu göresin de acze düşmeyesin!

Bu paylaşımı yapma sebebine gelince… 2007 yılından bu yana Gençlik çalışmalarında olup, 2,5 senedir beklediğim bir Ulusal Ajans Gençlik Programı Eğitmen Eğitimi için yaptığım başvurunun kabul edilmemesine istinaden, değerli arkadaşım Ömer Türk’ün Facebook‘ta yapmış olduğu İngilizce yorum oldu “Welcome to the Light!”.

Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler

Galatasaray, Manchester United’ı Şampiyonlar Ligi maçında, İstanbul’da 1-0 yendi. Neyse ki hayatta 90 dakika bile olsa mutlu olabilecek şeyler var(!) Kriterlerin yokluğu, toplumda kraterler açsa da; kuralların olmadı yerde krallar olsa da..

Kriter mi, Krater mi?
Ne dersin?Share on Facebook0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someone

yorum