Bugün 17. Gönüllü Oryantasyon Eğitimi’ni, Gönüllü Hareketi web sitesinde (www.gonulluhareketi.org) bulunan gönüllü başvuru formu doldurup gönderen Bursa’dan Samsun’a, Amasya’dan Trabzon’a çeşitli üniversitelerde okuyan öğrenci arkadaşlarımızın katılımı ile düzenledik. 80’den fazla başvuru olmasına rağmen, üniversitelerin tatil olması ve başvuruların neredeyse yarısının şehir dışından olması sebebiyle beklediğimiz gibi olmadı. Sayının isteğimiz az olması, bazı etkinlikerimizi gerçekleştirmemiz gibi olumsuz bir durum doğursa da, en verimli olan tarafı sivil toplum ve de özellikle gönüllülük konularında çok fazla vakit ayırarak derinlemesine konuşma şansı elde etmemiz oldu. Bu eğitimde edindiğim izlenimleri, gönüllülük üzerine düşündüklerimi burada paylaşmak isterim.

Gönüllülük, öyle bir terminolojik kelime ki maalesef ne tanımı doğru yapılabiliyor, ne de herkes tarafından aynı şekilde algılanabiliyor. Türk Dil Kurumu‘muzun tanımı ile başlayalım isterseniz: Bir işi hiçbir yükümlülüğü yokken isteyerek üstlenmek. Bu tanımı biraz irdeleyecek olursa, gönüllü olmak, sorumlu olmadığımız bir durum söz konusu ancak biz yapıyoruz. Ve de bilerek, isteyerek. Gönüllülüğün diğer dillerdeki karşılığına ve bunların anlamlarını irdeleyecek olursa; İngilizce’de “volunteer”, Almanca’da “freiwilligendienst”, Arapça’da “fuad” kelimeleri ile eş anlamlı anıldığını görebiliriz. İngilizce’deki “volunteer” kelimesinin kökü ise “will” kelimesinden yani, “isteklilik”ten gelmektedir. Gönüllülük, İngilizlerin için daha çok bir isteme durumu ile eş değer diyebiliriz. Almanca’daki gönüllülük tabiri ise biraz daha karışık, çünkü 3 kelimenin birleşiminden oluşuyor, “frei-willigen-dienst”. “Frei” yani serbest veya bedelsiz, “willigen” isteklilik, “dienst” ise hizmet kelimelerinin karşılığı. Yani serbest ya da bedelsiz ve istekli olarak olarak hizmet. Arapça’daki gönüllülük kelimesi “fuad”ın anlamı ise biraz daha derin. Yanık bağır, yanık kalp anlamı taşıyor. İnsana biraz daha yakın değil mi?

Gönüllülük, insanın somut kısmından daha çok soyut kısmına hitabeden, soyut kısmı ile ilgili. Ancak gel gelelim, batılı dillerdeki karşılığı biraz daha, serbest zaman aktivitesi, isteme durumu, isteklilik hali gibi biraz daha sığ kalmış bir tabir. Oysa bizim dilimizde gönüllülük üzerine bir çok söz, bir deyim bulunmaktadır ki kültürümüzde de çok büyük önem arz etmektedir. Örnek verecek olursak, “gönül adamı” deriz hayatı derin yaşayan, çok iyi seven, sevebilen insanlara. “Aman, gönüller bir olsun” deriz, ortak bir amaç ya da gayeyi paylaştığımız zaman. Kuru kuru istemenin dışında “gönülden istemek” deriz, daha çok maneviyatımıza dokunan yerlerde. “Gönül makamı” vardır, peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ile insanın insanlığının tamamlandığı. “Gönlü bol”, “gönlü derya deniz” deriz cömert, sahip olduğu hiçbir şeyi kimseden esirgemeyen, paylaşanlara. Daha niceleri… Buradan hareketle gönüllü dediğimiz insanı, gönül makamını, gönüllülüğü daha derinlemesine incelemeden, kuru kuru biz gönüllüyüz, gönüllülük yapıyoruz, demek, tarihler boyunca yaşamış olan gönül adamlarının ruhunu incitebilir diye düşünüyorum. Malum gönüllülük, insanın inceliği, zarefeti, nezaketi ve naif olduğu yer.

Burada gönüllülüğün ne olduğunu keşfetmiş, çözmüş, kendimden tam anlamıyla tespit etmiş olarak bir şeyleri paylaşıyor, yazıyor değilim. Burada yazdıklarım, gönüllülüğün ne olmadığı hususunda tecrübelerim ve gözlerim sonucunda yaptığım tespitlerdir.

Gönüllülük; 8 ay boyunca haftada 2 gün yapılacak sonrasında 4 ay hiçbir şey yapılmayacak; 2 yıl yapılabilecek, sonrasında 2 yıl ara verilecek; üniversite yıllarında yapılacak, iş yaşamında unutulacak bir etkinlik değildir. Gönüllülük bir eylemdir, süreklilik arz eder. Çalışkan insan, iyi insan, hoşgörülü insan gibi sıfatlara sahip olabilmemiz için insanın o sıfatlara sahip çıkmada devamlı olması gerekir. Gönüllülük, devamiyet ister, süreklilik gereklidir ve sürdürülebilirdir.

Gönüllülük; insanın insanca yaşaması için gerekli inanç kalıplarının oluşturmaktır. Gönüllülük en başta, akıl ve fikir sahibi olmaktır. Gönüllülük, aklını kullanmak ancak akıllı olmaktan sakınmaktır. İnsanın insanca yaşaması için gerekli inanç kalıplarını oluştururken, tek tarafının insan olmasıdır gönüllülük. Gönüllülük, günümüz jargonlarını, günümüz ideolojilerinin yani kısaca tüm -izm’leri bir kenara bırakıp, yalnızca insanın kendisine inanmasıdır. Gönüllülük, insanın geleneklerine sahip çıkmak bununla birlikte mutahassıp olmaktan, taassup sahibi olmaktan yani dar görüşlü, yobaz, yenilenmeyen olmaktan uzak durmaktır.

Gönüllülük, insanın insanca yaşaması için gerekli inanç kalıplarını oluştururken, bunların aksine savunan her türlü akım, düşünce, felsefe, sistem ve düzene karşı kendini savunmaktır. Gönüllülük buradan bakınca değiştirmektir, ancak önce kendini değiştirmektir. Kendi değiştirecek, insanca yaşamak için gerekli inanç kalıplarını oluşturmak adına çıkan her türlü engele, her türlü özentiye, her türlü çelmeye karşı cesurca, dik durabilmek, cesaret gösterebilmektir.

Gönüllülük, öyle herkesin çok kolayca yapabileceği bir şey değildir. Ancak hiçte zor değildir. Önemle eğilmek, sorgulamak, üzerine düşünmek, yanlış inanç kalıplarını yıkmayı gerektirir. Her insan doğduğunda gönüllü idi. Bizi gönülden uzaklaştıran, dikkatimizden koparan, zihinlerimizi bulandıran, şu an içinde yaşadığımız sistemin kendisi başta olmak üzere eğitim sistemi diyebiliriz. Ailelerimiz ve çevremizin de etkisi ile kendine güvenmeyen, kaygıları olan, dikkatsiz, başarı kavramı hep başkalarının özellikle maddi ölçütlerine dayanan, iş bulamama ve işe yaramama korkusuna sahip, günden güne daha da borçlanan, vb. bireyler olduk çıktık. Bu asla ve asla onların suçu değil. Bilselerdi, eminiz ki bu şekilde bizleri yetiştirmezlerdi. Onlarda ana ve babalarından böyle öğrendiler. Gönül mü bildik, gönül mü gördük, kaç tane gönül adamı ile karşılaştık hayatımızda(!) Bu aldatmaca, bu kurmaca yüzyıllardır süregelen bir düzen olmuş buraya kadar gelmiş. Düşünün koskaca gönlü almışız, isteklilik durumu ve haline döndürmüşüz. İnsan, “düşünen hayvandır” kurmacasına inanmış, kendimiz etten, kemikten öte görememişiz.

O kadar uzaklaşmışız ki özümüzden, taa Osmanlı Devleti zamanına kökleri uzanan Vakıf Kültürü’nden ortada eser kalmamış, Vakıfların Kültürü kalmadığı gibi, vakıflar birilerinin podyumu, birilerinin makamlar elde ederek kendilerini topluma duyarlı sosyal bireyler olarak gösterdiği yerler haline gelmiş. Hem de içinde gönüllülük olmadan. Gönüllülük denmiş, ya modernleştirilmiş ya ruhanileştirilmiş. Gönüllülük denmiş, ya birilerini anlamadığı şekle gelmiş ya da herkesin değil yalnızca özel kişilerin anlayacağı bir şablona yerleştirilmiş. Oysa ki, hepimiz doğduğumuz da gönüllü değil miydik?

Gönüllülük, içinde gönül saklı. Gönüllü olmak için önce gönülü bilmek, gönlü tanımak gerekir. Gönlü bilmeden gönüllü olunmaz. “Gözden ırak olan gönülden ırak olur” deriz. Aynada bakın gözlerinizin içine, ne göreceksiniz. O an derin derin bir nefes alın, nefesinizin bittiği noktada bir kaç saniye kalın, gönülünüze temas ettiğinizi içinizde ılık ılık hissedeceksiniz. Gönülü bilelim ki gönüllü olalım.

Hal böyle olunca, gönüllülük bilinmeyince kelimelerini anlamsızlaştırmışız. Gönüllülüğü ayırmışız, aktif gönüllü-pasif gönüllü. Buna benzer bir çok kelimenin de anlamına yitirmişiz, aktif katılım, çağdaş medeniyet, özlü söz, vb. Düşünmemişiz, katılımcılık aktif olur, medeniyet zaten çağı takip eder (realiteyi değil, hakikati, geleneği), söz zaten özlüdür geri laftır. Gönüllü de gönüllüdür. Gönüllülük ya vardır ya yoktur. İnsan dikkatinde ise, yaşadığı an’a kendini katıyorsa, aldığı nefes ile an’da halleniyorsa gönüllüdür. Dil kalıplarımıza, daha anlamlı bir hayat için daha çok dikkat etmeliyiz. Etmeliyiz ki, soyut olan kısmımızın farkına varalım, derinliğinin kıymetini bilelim. Ağzımızdan çıkana dikkat edelim ki, insanın insanca yaşaması için inanç kalıplarını yeniden oluşturalım. En başta lafın gelişi ile konuşmamaya önemle eğilelim.

İnsan çok yönlü, insan çok büyük, insan tüm varlıkların kendine hizmet ettiği bir varlık. İnsanında, insana hizmet edebilmesi, yaşam döngüsünü tamamlaması, insanca bir yaşam döngüsü oluşturabilmesi için gönüllü olması, gönülden yaşaması, yaptığı her işte gönüllülük esası ile ile çalışması gerekmektedir. Asırlar boyunca belkide milyonlarca insan gönüllülük üzerine konuştu, kimisi yüzlerde tatlı bir gülümseme, kimisi iki çift söz, kimisi de kalıcı eserler ortaya koydu, gitti. Ne mutlu ki bize ki gönüllülüğü konuşabiliyor; bize gönüllülüğü farkettiren, bize gönlü hatırlatan, bizimle gönül bağı kurabilen, bizim gönül bağı kurabildiğimiz insanlarla ve yine onlara sahip çıkarak hayatlarımızı, insanca yaşamlar oluşturma noktasında sürdürme cesaretini göstebiliyoruz. Şükürler olsun!

Gönüllülük Üzerine Yazılar-1
Ne dersin?Share on Facebook0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someone

yorum