Geçtiğimiz günlerde son dönemlerde çok konuşulan hatta zaman zaman Şahan Gökbakar ile atışmalarının televizyona taşındığı, nereye baksak teaser’ı ile karşılaştığımız, “word of mouth” yoluyla her yerde konuşulan CM1010MMX Fundamentals gösterisini izlemeye arkadaşlar ile gittik. Günün öncesinde gidilmesi popüler bir Türk Kültürü haline gelen ve insanlığın serbest zamanlarının büyük bir kısmını geçirdiği, “fast food”tan sonra “fast living”in tüketim bağımlılığı ile pompalandığı AVM‘lerden birine gittik. Korupark‘ta yine her zamanki gibi, elit ve cool(!) insan topluluğu ile yer kapmaca yaşarcasına oturacak bir mekan bulduk ve yemeğimizi en “fast” haliyle yedik, kahvemizi içtik, biletimizi aldık ve seansı beklemeye koyulduk.

Sinema salonuna girişimizden itibaren insanların tutum ve davranışları normal sinema seansları ile kıyaslandığında farklıydı, tabi bizim de. Cem Yılmaz daha önceki gösterilerinde de vurguladığı gibi, parayı veren o andan itibaren tebessüm etmeye, gülümsemeye, espri yapma çalışmalarına başlıyordu. Salon girişinde seyirci kitlesinin en az yarısı, ne anlatıldığı önemli olmadan zaten gülme garantisi ile geliyordu. Müşteri memnuniyeti garanti yani, koltukların rahat olması gerek bile yoktu.

Vardır güzel bir deyimimiz, “hangi akla hizmet?” çok severim bu sözü. Hangi akla hizmet, Cem Yılmaz gidip de 5-10 TL’lik sinema biletleri aracılığıyla milyonlarca insana ulaşmayı düşünüyor ve bunu gerçekleştiriyoruz. Gişeye 296 sinemada gösterime giren filmin, günde en az 4-5 seansı oluyor ve hiçbiri de boş geçmiyor, maşallah(!) Peki ne anlatıyor da, insanlar işi gücü bırakıp, eşi, arkadaşı, çocuğu alıp sinema salonlarına koşturuyor, değerlendirmeye başlayalım yavaştan.

Zaten bu dahiyane fikri sahne dekor tasarımı ile sübliminal mesaj olarak izleyenlere veriyor. Sonunda çıktığınız Cem Yılmaz kimdir, soruna verilen en bariz 3 cevap (arkadaşlarım üzerinde denedim); güldürüyor, zeki, bilgili. Eğer sahne tasarımına bakarsanız, eski koltukların rahatlığına ve genişliğinin aksine, biraz daha küçük ve yatmaya müsait olmayan kırmızı renkli bir koltuk göstereceksiniz. Onun arkasında geniş mi geniş, uzun mu uzun bir eski görünümlü bir masa. Bu masanın üzerinde bir sürü ansiklopedik kitap. 2’şerli 3’erli desteler halinde kimisi dağınık, genel olarak düzenli olan. Hemen asılı olan kısımda kocaman bir gülücük. Ve üzerinde CM101XXI Fundamentals yazan kısım. Fundamentals‘ın yazılışında bile renk farklılıkları var ki, Türkçe telaffuz edilirken kendi anlatımları ile benzer içerikli mesaj verebilecek bir algı oluşturuyor. Fundamentals diyerek gösterinin büyük bir kısmında sadece belden aşağı, müstehcen konularda, daha önce bildiklerimizin aksine daha abartılı bir anlatımı yapan Yılmaz, “yaşamak için gereklilikler” olarak bunları mı görüyor ya da gösteriyor diye de düşündürüyor.

Renklerde CMYLMZ etkisinin de ne kadar geçici olduğunun, ama kendisinin kalıcı olduğunun bir göstergesi. Yılmaz’ın oturduğu koltuğun kırmızı olması kendi dominant karakterini yansıtıyor. Arka fon ve yazı ile görselleri, kendi web sitesi bile, siyah ve sarı renklerden oluşuyor. Sarı ve siyah renklerinin en çok taksilerde yan yana geldiğini anımsıyorsunuz değil mi? Sarı ve siyah, taksilere inen binen insanların sürekli değiştiği, geçiciliğin anlamını ifade ediyor. Bana kalırsa aynı şekilde, anlattıklarının geçicilik ifadesini de renkleri kullanarak zaten veriyor. Gösterinin bir kısmında hatta açık açık söylüyor da “benim anlattıklarımdan dolayı eşiniz, arkadaşınız ya da sevgiliniz ile çıkınca tartışmayın diye”. Sahne arkasında profesyonel bir iletişim grubu var, bu kesin. Eeee benim de bloguma günde on binlerce kişi girse, reklam gelirleri elde etmeye başlasam, blogum için profesyonel iletişim danışmanlığı hizmeti alırım. Beni düşündüren soru ise, geçici şeyler için ne kadar bu denli önem veriyor, zaman ayırıyor, para harcıyoruz?

Gösteri başladı, merhaba dedik, hoooop, zehirli sarmaşık ve Sheron Stone benzetmesi. Sheron Stone’nun bir neslin beyinlere kazanan sahnesi ile başlayan belden aşağı muhabbet tufanından, rahmetli Steve Jobs da nasibini aldı. Altından onca efor, çalışma, Apple’ın başarısı ve yaşam hikayesi, Steve Jobs’un yatak odası muhabbetleri ile ilişkilendirildi. Apple yetkilileri, bilse bu gösteriyi, markayı itibarsızlaştırma nedeni ile kendisini dava bile edebilir. Gel gelelim, biz işin daha bedensel kısmına takılıp, tabiri caizse gülmekten yarılıyoruz(!) Eminim gösteri onaylanmadan Talim ve Terbiye Kurulu’ndan geçmiş, yaş sınırları belirlenmiş, içeriği araştırılmış, hukukçular tarafından gözden geçirilmiştir, eminim(!)

Fundamentals Gösteri Afişi

Gösteri esnasında iki tip espri kategorisi var idi, gözüme çarpan bu da benim dikkatimi çekti. Hatta salonlarda da seyirci ikiye ayrıldı diyebilirim. Bu seçim ve hazırlıkta Yılmaz’ın ne kadar seyirciyi tanıdığı ile ilgili bir durum. Söylemeliyim ki salondaki kadınlar baştan sona en çok gülen taraftı. Erkeklerin kadınlara göre daha utana sıkıla gösteriyi izlemesi, sosyolojik açıdan da ülkemizdeki kültür değerlerindeki değişimin bir göstergesi olabilir, incelenebilir. Esprilerin bir kısmı tamamen belli bir seviyede insanın anlayabileceği, hatta yer yer İngilizce olan, entellektüel düzeyde idi. En çok güldüğüm konu ise, İstanbul’a gelen bir yabancının sokaklarda gezen tüp arabasındaki Aygaz anonsunu, biz Türklerin misafirperverliklerinden dolayı belediyenin onlara hoşgeldin demek üzere ayarladığı bir araçla, kentin yabancılarına “Hi guys!” şeklinde anons yapması oldu. Yine İngilizce grameri ile ilgili konular, yurt dışında Türklerin yaşadığı olaylara getirilen bakış açısı, bir grup insanı kendinden geçirmeye yetti. Ancak bu durum salondaki diğer kişiler, öyle sessiz sakin oturmaya gelmedi elbet. Onları da güldürmek gerek. Ne yapmalı o halde. Hopppaaa eller havaya, pantolonlar aşağı. İşte “fundamentals”ın devreye girdiği yer. Hz. Adem dünyaya ilk geldiğinde örtünme ihtiyacı hissetmiş, bir yaprak bulmuş, mahrem yerlerini kapatmaya çalışmış. Herkes bilir bu hikayeyi, belki de gerçekten öyledir, bilmem. Şu popüler kültürde o yaprağı kaldırdığında bir bakıyorsun herkes gülmeye başlıyor. İşte Yılmaz’ın da yaptığı oydu, seyircileri aynı dengede tutmak için, aynı süre boyunca iki grubu da güldürmek için kah o yaprağı kaldırdı kah entellektüel bakış açısını getirdi.

Sonuç olarak Cem Yılmaz, Türkiye’ye mal olmuş  – mal’ı şapkasız yazdığıma bakmayın – çok değerli, zeki, bilgili ve görgülü biri ancak ben ailemden birileri ile bu gösteriye gitmiş olsaydım ya da evli olup eşimle gitmiş olsaydım, rahatsız olurdum ki arkadaşlarımın yanında bile zaman zaman rahatsızlık hissettim. Kardeşim arkadaşları ile bu gösteriye gitmiş, sevindirici ki, o da beğenmemiş. Benim gibi düşünsün dediğim için sevinmiyorum, güldüğü şeyler onu terbiyesini gösteriyor da onun için seviniyorum. Gösteriye gidip da gülenler, ağlayanlar, yerlere yatanlar olabilir, bu onlarla ilgili bir terbiye kriteri koyduğum anlamına gelmesin, sadece yaşadığımız bu hayata karşı yeterince ciddi olmadığını düşünüyorum. Yılmaz’ın eski gösterilerinde dediği gibi “ölümün olduğu bir yerde daha ciddi ne olabilir ki?” diyorsanız sizde, o zaman ölümsüzlüğün çarelerini aramaya başlayın derim.

Cem Yılmaz’ı tebrik ve takdir ettiğim bir konu var, belirtmeden geçemeyeceğim. Türk insanlarının diğer ülke vatandaşlarından daha akıllı, daha zeki, daha yaratıcı, daha girişken ve daha özel olduğunu her fırsatta belirttiği, insanlara bir nebze olsun kendi güzelliklerini gösterme çabasında olduğu için kutluyorum.

Şunu söylemeliyim ki, Cem Yılmaz Almanya’da benim tanıma şansı bulduğum Türk kökenli ama kendisi Alman olan komedyen Kaya Yanar’dan sonra en iyi komedyen. Kaya Yanar etik, ahlaki ve kültürel değerlerin asla dışına çıkmadan, Almanya’nın çok kültürlü (multi-kulti) yapısı ile ilgili gerçek olayları seyirciye aktarıyor, binlerce kişilik konferans salonlarında onları kırmaktan geçiyor. Hele ki soğuk diye bildiğimiz Almanları. İzlemenizi tavsiye ederim.

Cem Yılmaz & Fundamentals
Ne dersin?Share on Facebook0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someone

yorum