2004 yılında üniversiteye başladım. Üniversitenin ilk senesinde daha önceden de çok ilgimi çeken ancak görme fırsatı bulamadığım Ebru Sanatı ile ilgili olarak, bir arkadaşımın arkadaşının bir ebru atölyesinde çalışıyor olması ve onu ziyarete gitmem ile başlamış oldu Ebru Sanatı ile olan uğraşım. Ve 2008’de üniversiteden mezun olana kadar, Ebru ile hasbelkader uğraşarak, her hafta cumartesi günleri atölye çalışmaları yürüttük, bir kaç tane de sergi açtık. Atölyede kim kimse profesyonel değildi, hepimizin işin içine girmiş bulunarak nasıl daha iyi ebru yapılacağını öğreniyor, kendimizi geliştiriyorduk. Maymun iştahlı diye zamanında kendimi tabir edebileceğim ben, bu sayede sabrı ve kanaatkarlığı öğrendim. Suyun üzerinde o boyaların ahenkle dans edişi, bu sanatsal kurguyu oluşturmak, ebrunun halinden hallenmek ustalık işi idi. Bunun için Geleneksel Türk El Sanatlarında en büyük öğretinin sabır olması ve ustalarının uzun yıllar sonrasında ustalaşması. Ebru Sanatı ile BurSanat‘ın ne alakası var ona gelelim…

Üniversite yıllarımda, aynı zamanda, şu an Avrupa Birliği Bakanlığı – Türk Ulusal Ajansı tarafından yürütülen Gençlik Programları ile tanışmıştım. Çok kısa bir süre içerisinde bir kaç eğitime, uluslararası değişim projesine katıldım ve hatta zamanında çok süksesi olan Gençlik Programı Ulusal Çoğaltıcıları’ndan birisi olmuştum.

Temmuz 2008'de ben...
Temmuz 2008’de ben…

Sanat çalışmaları ile örtüşecek bir proje yapmayı düşündük ve projeyi yazdık “Ben, Kendim & Sanatım”. Hem faaliyeti bol hem de derinliği olan sofistike bir gençlik girişimi projesi olacaktı. Projemiz kabul edildi, proje öncesi eğitimleri almak üzere Ankara’ya gittim. Gittim ancak, aynı zamanda başvurusunu yapmış olduğum Avrupa Gönüllü Hizmeti projesinden kabul almış olarak Almanya’ya gidiyordum 1 yıl süreliğine. Projeyi bir başkasına devretmem mümkün olmadığı için iptal etmek zorunda kaldık. Özgün Ebru adını verdiğimiz Ebru Atölyemizin de ilk projesi bu şekilde rafa kalkmış oldu.

Almanya’dan döndükten sonra, bir önceki yıl kendi atölyesini açamamış, başka bir sanat evinde çalışmalarını gerçekleştirmiş olan eski arkadaş grubumun yeni bir atölye açma düşüncesi var idi. O dönemde benimde Almanya’dan ceplerim dolu bir şekilde dönmüş olmam sebebiyle AGH’nin her gencin mutlaka hayatında yaşaması gereken bir deneyim olduğuna olan inancım ile bu çalışmaları destekleme arzum vardı. Bunu ilk önce AGH alanında akreditasyon almış olan kurumlarla irtibata geçerek, onlara destek olmak istediğimi belirttim. Ancak hiçbir şekilde bu talebime cevap alamadım. Sonrasında yine zamanında AGH yapmış olan bir arkadaşım ile konuşurken, “yapar mıyız?” sorusu ile çıkageldi. Onun “yaparsın, yaparız” demesi ile oluşan motivasyon bizi taa bugünlere getirdi. “Atölye açmayı düşünen grup ile AGH düşüncesini birleştirebilir miyim?” şeklinde düşünürken, sanat grubuna şu teklifte bulunmuştum: “sizler sanat çalışmaları yürütüyorsunuz, bunu bir dernek adı altında yapalım, hem AGH alanındaki çalışmalarımızın faaliyetlerini oluşturur, hemde sizlerin çalışmalarını daha geniş bir kitleye duyurmanızı sağlar”. Tam bir kazan-kazan durumu söz konusu idi ve herkes mutluydu böyle bir yapılanmanın içinde olmaktan. Yer araştırmaları bir yandan devam ederken, google’da aynen şu aramayı gerçekleştirdiğimi dün gibi hatırlıyorum “dernek nasıl kurulur?”.

30 Ağustos 2009 gecesi Türkiye’ye gelmiş, bir buçuk ay gibi çok kısa bir sürede tüm bu alt yapıyı oluşturup insanları da ikna ettikten sonra 23 Ekim 2009’da BurSanat Eğitim ve Gençlik Derneği, kısa adı ile BurSanat’ın kuruluşunu yapmıştık. Kuruluşundan 2 yıl önce aklımda bir marka isim olarak oluşan BurSanat artık gerçek hayatta anılmaya başlıyordu. Açık konuşmak gerekirse, kuruluş aşamasında bir çok kişinin katkısı oldu. İsimlerini burada tek tek saymak zor olacak. Şu an görüştüğüm veya görüşmediğim ancak katkısı olan her kim var ise, hepsine minnettarım ve teşekkürü her zaman bir borç biliyorum.

Kuruluşumuzun ilke yılında bir çok sanatsal aktiviteyi gerçekleştirdik. Öyle bir hal almaya başladı ki dernek aktiviteleri, yapılan kurs, atölye ve etkinlikler haftanın 7 günü oluyordu. Bir dönem AGH’nin ardından iş arayacak zamanımın olmadığı bile oldu. Yapılan aktiviteleri, amatör bir ruh ile profesyonel olarak gerçekleştirmeye gayret gösteriyorduk. Kısa bir sürede aktivitelere katılan katılımcı sayısı, yani 7 gün içerisinde mutlaka bir etkinlik için gelen kişi sayısı, 100’ü geçmişti. A’dan z’ye hitap ettiğimiz bir kitle vardı. 4-6- yaş grubu için İngilizce dersine, 3,5 yaşında da bir katılımcımız vardı; Salsa kursu için bir lise öğrencisi de; Ebru kursu için bir ev hanımı da; üniversite öğrencisi, işçi, yönetici…

Kabul edilen Avrupa Birliği projeleri ve AGH akreditasyon başvuru süreci ile bu süreç farklılık göstermeye başladı. Özellikle daha çok 40’lı yaşların üstü olan katılımcı kitlesinin sanatsal çalışmalara olan ilgisi ile derneğin kuruluşundaki Gençlik Programları ile ilgili hedefler aynı potada buluşmamaya başladı. Özellikle 1 Şubat 2010 – 15 Haziran 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen “Geri Düşünme, Geri Dönüştür” adlı proje ile ekibin farklı anlayışlarının olduğunu ve bir kritik kavşağın meydana geldiğini bize gösterdi. Sanatsal çalışmalara devam etmek isteyen grup yeni bir “Artı Sanat Eğitim ve Kültür Derneği” adı ile yeni bir dernek kurdular ve başarılı bir şekilde kendi alanları olan sanatsal atölye çalışmalarına devam ediyor.

Projenin yürütülmesinde görev alan genç arkadaşlarımız ile birlikte gelecekte gençlik çalışmaları adına daha aktif ve başarılı işlere imza atmak adına dernek merkezimizi, yine Bursa’nın önemli tarihi mekanlarından biri olan Pirinç Han’a taşıdık. Şimdi dönüp baktığımızda bu ayrılık kararının alınmasının ne kadar olumlu etkileri olduğunu, ne kadar vizyoner ve stratejik bir karar aldığımızı görüyoruz.

26 Mayıs 2010 tarihinde Avrupa Birliği Gençlik Programları – Avrupa Gönüllü Hizmeti projelerini gerçekleştirebilmek adına ev sahibi, gönderen ve koordinatör kuruluş olarak akredite edildik. Artık uluslararası bir ağın içerisinde yer alıyorduk. Devam eden çalışmalarımız ile Nisan 2011’de yine Ulusal Ajans tarafından Eurodesk Türkiye Yerel Temas Noktası olarak akredite edildik.

Mayıs 2010’da gerçekleşen bu ilk kritik kavşak ile beraber, dernek merkezi Pirinç Han’a taşınarak, bu tarihten sonraki tüm çalışmalar gençlik ve gönüllülük faaliyetleri üzerine olmuştur. Bursalı gençler için BurSanat çok kısa bir süre içerisinde, üniversitedeki topluluklar ve AIESEC Bursa başta olmak üzere kentteki az sayıda bulunan gençlik sivil toplum örgütüne alternatif olarak düşünülmeye başladı. İl Dernekler Müdürlüğü‘nden yaklaşık 1 yıl önce öğrendiğim verilere göre, 2,5 milyonluk kent olan Bursa’da 30’dan bir fazla gençlik STK’sı var. Bunların da bir çoğu cemaat ya da siyasi grupların gençlik örgütlenmeleri. Açıkçası bunlara pek de sivil toplum kuruluşu denmez. Bir elin parmaklarını geçmeyen bu dernekler arasında kısa bir zaman içerisinde ön plana çıkmak çok zor olmadı bizim için. Özellikle uluslararası projeler sayesinde 100’den fazla genci Avrupa’nın önemli kentlerine gönüllü olarak göndermiş olmamız bunun önemli faktörlerinden biri olmuştur.

Bu aktif süreç içerisinde bir çok atölye çalışması, seminer, konferans, panel vb. çalışmaları yürüttük. Çeşitli kurum ve kuruluşlar ile ortak çalışmalar düzenleyerek, yaptığımız çalışmaların yereldeki etkisini güçlendirmeye özen ve önem gösterdik. Bu doğrultuda üniversite toplulukları ve Bursa Gençlik Meclisi ile birçok işbirliği gerçekleştirdik. İşbirliklerimiz doğrultusunda bir çok kurum, bizim enerji, tecrübe ve insan kaynaklarımız yani gönüllülerimizden yararlanarak bizi kullanmaya çalışsa da buna engel olmayı, herhangi bir siyasi grup, ideoloji ve maksat doğrultusunda hareket edenlerle ortak faaliyetleri gerçekleştirmeme duruşunu sergiledik. Bizim işimiz, varlık nedenimiz yani misyonumuz olan “gençlerde gönüllülüğü yaşam tarzı haline getirme ve toplum genelinde sivil toplum duyarlılığı oluşturma” çizgimizde her zaman kalmaya dikkat ettik. Bu duruşumuz ile aramıza katılan her türlü düşünce ve fikirdeki kişiyi öncelikli olarak kendi değerleri ile kabul edişimiz, tarafsız yaklaşım ile “insan”ın kendisini, “gönüllü” olan bireyi odak noktamız edinmemiz bizi kısa sürede çıta atlattı.

Gönüllülüğü yaygınlaştırmak adına başlatmış olduğumuz “Gönüllü Oryantasyon Eğitimleri” Türkiye’de ilk verilen gönüllü eğitim programlarımdan olmuş, yine Türkiye’deki bir çok sivil toplum kuruluşu ve grup tarafından yakından ilgi görmüştür. Düzenlenen bu eğitimlere bir çok genç şehir dışından katılım göstermiştir. Şu ana kadar 200’den fazla kişiye doğrudan bu eğitimler verilmiştir. Gönüllü Oryantasyon Eğitimleri‘nin olduğu günü biz düşünmeye başlama, kafa açma günü olarak kabul ediyoruz. Katılım gösteren kişilerin, gönüllülük macerasına atılmasıyla birlikte aldıkları inisiyatif doğrultusunda kendilerini ifade edebilecek çalışmaları gerçekleştiriyorlar.

oryantasyon-11-2
Gönüllü Oryantasyon Eğitimi’nde kulladığımız yaygın öğrenim tekniklerinden bir kare

Yine Türkiye’de ilk olan bir uygulamayı “Gönüllü Koçluğu”nu da derneğimiz bünyesinde gerçekleştiriyoruz. Kendini “insan nedir?” sorusunun cevabını bulmaya adayan ve yaklaşım 16 yıldır insan konusu üzerine psikolojik ve sosyolojik araştırmalar yapan, iş adamı olan Sayın Mehmet Gülseçen ile, gençlerin tespit etmeden, denemeden, müspetlemen kabul ettiği inanç sistemini yeniden ele alıyor, tabularımı yıkma yolunda söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Modern gönüllülük anlayışlarının, Osmanlı’nın vakıf kültürünün, tasavvufta gönüllülüğün yeri, uluslararası literatürde ve yabancı dillerdeki gönüllülük algısı ve bunun gibi konularla mütalaaların yapıldığı, yaşam koçluğunun bir ileri adımı olan “Gönüllü Koçluğu” söyleşilerinde gençler kendilerinin farkına varıyor.

Gönüllü olarak çalışmalarımıza devam ederken, yönetim ve organizasyon konusunda da epey uzmanlaştık. Türkiye’de neredeyse incelemediğimiz sivil toplum kuruluşu kalmamak ile birlikte katıldığımız uluslararası projelerde de diğer STK’lar derinlemesine araştırdık. “Kişiler nasıl daha kolay bir şekilde sosyal hayatın bir parçası olur?” üzerine modellemeler yapmak üzerine çalıştık. Katılımcılığı önemseyerek bir çok sistem ve yönetim yapısını, yaşayarak, deneyerek, tecrübe ederek değiştirdik, oluşturduk.

Mayıs 2012 yılında aldığımız önemli bir kararla, dernek merkezimizi şehir merkezinin dışına, çevre yolunun diğer ucuna Uludağ Üniversitesi‘nin yanında olan Görükle yerleşkesine taşıdık. Buradaki amacımız gençlere daha yakın olabilmek, onları kent ve kentin dinamikleri ile bütünleştirmek ve çok fazla sayıda bulunan alkollü eğlence mekanlarına alternatif olarak gençlerin kendilerini geliştirebileceği bir mekanın olmaması idi. Kırk beş bin öğrencisi olan üniversitede herkese ulaşmamız elbette mümkün değildi ancak elimizden geldiğince ciddi bir kitleye ulaştığımızı düşünüyoruz. Son yıl içerisinde yaklaşık 2-3 bin kişinin bizimle direkt ya da dolaylı olarak teması olmuştur. Bu şekilde Görükle’deki ilk ve tek gençlik derneği olduk.

İlk kez Avrupa Gönüllü Hizmeti kapsamında İtalyan gönüllülerimize ev sahipliği yaptık. İlk kez bir gençlik değişim projesine ev sahipliği yaparak, “Socially Yours” adlı gençlik değişimi projesini gerçekleştirdik. İlk kez ulusal bir festivale katılım gösterdik. İlk kez bir çevre temizliği kampanyasının Bursa ayağının koordinatörlüğünü üstlendik. Öyle anlar geldi ki yaşadığımız problemler karşısında dernek olmasaydı dediğimiz de oldu. Bu kurum çatısı altında gönüllü olarak çalışma şansına sahip olduğumuz için şükrettiğimiz de çok oldu. Takım olmayı, sorumluluk almayı, inisiyatif alarak iş yapmayı, ev-okul-iş üçgeninin dışında bir hayat sürmeyi, kendimizi farketmeyi, insanlığın derdine düşerek gönüllü olmayı öğrendik.

Aradan geçen 3 yılı aşkın süre sonunda, BurSanat bir marka haline geldi. Bursa’dan çok Türkiye’de bilinen, tanınan bir kuruluş haline geldik. Özellikle sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanmamız bize bu tanınırlığı getirdi. Geldiğimiz noktada BurSanat adı ile ilgili olarak bazı tespitleri yapma şansımız oldu.

  • “Bursa” adı yerelde kalmamıza neden oluyor,
  • “Sanat” alanında çalışmalar yürütmüyoruz,
  • “BurSanat” adı sanat ile ilgisi olmayan kişiler tarafından algılanamıyor,
  • Ulusal projeler yapmak istiyoruz ancak ismimiz bunu zorlaştırıyor,
  • “BurSanat” adı misyon-vizyon-amaçlarımızı yansıtmıyor,
  • vb.

Bu sebepler ile çalışmalarımız etki alanını güçlendirme arzusu ve misyonumuz doğrultusunda çalışmalar yapma amacımız, isim değişikliğine karar vermemizi sağladı. Özellikle 10-13 Mayıs 2013 tarihleri arasında Adıyaman’da gerçekleştirilen GAPGENÇ Festivali‘nde bu tespitimizin ne kadar doğru olduğunu, bizleri tanımayan Adıyaman’lı gençlerin “Aaa sanatçılar gelmiş(!)” demesi ile görmüş de olduk.

adiyaman
GAPGENÇ 2013 Adıyaman’daki standımız.

İsim değişikliği kararı vermemizin ardından, yaklaşık 300 isim önerisini yazmış, çizmiş, üzerinde düşünmüş sonrada elemişizdir. Bir gün Apolyont Han’da otururken (tüm güzel düşünceler Han’larda geliyor bize), Einstein yazan tişörtümü arkadaşlara gösterdim. Yol arkadaşlarım olan Öznur, Einstein ile ilgili bir gazete olduğunu söyleyip gazeteyi gösterdiğinde şunu yazıyı okuduk “Einstein’ın Dehası”. Deha… Deha… Birbirimize baktığımızda Öznur’un ağzından “Değişim Hareketi” çıkıverdi. Değişim Hareketi… Neden olmasın derken, ismin daha önce kullanılıp kullanılmadığını araştırmaya başladık. Domain tescillerine baktık. Tam da içerisinde olmak istemediğimiz siyasetin etkisini bu isimde de gördük. Meğerse Mustafa Sarıgül‘ün CHP’den ayrılma sürecinde kurmuş olduğu bir platform varmış “Türkiye Değişim Hareketi” adında. 2010 yılında bu platformun partileşme düşüncesinden vazgeçilmiş ancak Mart 2014 öncesinde yapılacak yerel seçimler öncesi bizi nelerin beklediğini bilmediğimizden bu ismi kullanmaktan vazgeçtik. Bu isim üzerinden yeniden şekillenen düşünceler ile, özellikle misyonumuz doğrultusunda gönüllülüğü yaygınlaştırmak isteyişimiz ve Türkiye’ye mal olmuş sivil toplum kuruluşlarının adında “gönüllü” kelimesinin bulunması, bizi “gönüllü” düşünmeye sevk etti. Aynı şekilde diğer şehirlerden uzun zamandır gelen taleplere BurSanat olarak cevap veremeyişimiz, bu ismin ulusal yapılanmalarda da kullanılabilir bir isim bulmaya zorladı bizleri. Sonuç itibariyle tüm seçeneklerimizi 5’e indirdik. Genel Kurul’da bu isimler üzerine tartışarak, önce 3’e, sonra 2’ye indirdik. Hem fikir olarak son olarak karar kıldığımız isim “Gönüllü Hareketi Derneği” kısa adı ile “Gönüllü Hareketi” oldu. İngilizce çevirisinin de hiç kullanılmamış olması bizi daha çok cezbetti bu ismi markalaştırmak adına, “Volunteer Movement”.

BurSanat adına ne olacak, bundan sonra kullanılmayacak mı diye merak edenler olabilir. BurSanat ile ilgili başka bir çalışmanın hazırlığını yapıyoruz ancak bu çalışma Gönüllü Hareketi’nden tamamen bağımsız gerçekleşecektir.

Gönüllü yapar, yaptığını unutur, yaptığını unuttuğunu da unutur, yaptığını unuttuğunu unuttum demez. (Mustafa İslamoğlu)

Bundan sonraki süreçte zaman bize neler gösterecek pek öngörümüz yok açıkçası. Ancak kısa bir süre içerisinde, şu an taslaklarını oluşturduğumuz proje ve etkinliklerimizin planlarına göre ses getirecek işler yapacağımızı söyleyebiliriz. Gönüllü Hareketi, hem yapacağı uluslararası projelerle bir hareket yaratacak, hem de yerel ve ulusal projelerle yerel bir gönüllü hareketi olacaktır. Yine önümüzdeki dönemlerde yapacağımız ulusal eğitimler ile Gönüllü Hareketi’nin ulusal yapılanmasının da temellerini atacağız. İnsanların özellikle de gençlerin kendilerinin, kendi potansiyellerinin ve zenginliklerinin farkında varması, toplumsal hayatta aktif bir rol almalarını sağlamak üzerine çalışmalarımızı, bu hedef ile bize destek verenlerle sürdüreceğiz.

Sizleri de bu süreçte “Seyirci Değil, Katılımcı Olun!” sloganımız ile ekibimizin parçası olmaya, bizlere destek vermeye davet ediyoruz.

Web sitemiz: www.gonulluhareketi.org 

BurSanat’ın yeni adı: Gönüllü Hareketi
Ne dersin?Share on Facebook0Share on LinkedIn0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someone

yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir